Büyük
şehirlerde, özellikle İstanbul’da yaşayanların en büyük sorunudur trafik. On
dakikalık yolu bir buçuk saatte gitmek, toplu taşıma araçlarında balık istifi
olmak, boşa yaktığınız yakıtla hem devleti zengin etmek, hem de çevre kirliliği
yaratmak hepimizin günlük hayatının vazgeçilmezleri oldu. Sorunu çözmek için
yapılacak çok şey var. Ama sihirli bir değnekle dokunarak bütün bu
olumsuzlukları bir anda düzeltmek mümkün değil. Tüm sistemi ihale, inşaat ve
hafriyat üzerine kurulu ekonomilerde dile getireceğiniz her sorun dönüp dolaşıp
“çözüm” adı altında yine bu üçlüyle buluşacaktır.Protez Kafa
Değiştiriyorum ara sıra kafayı...
9 Mart 2014 Pazar
BETONSUZ, ASFALTSIZ TRAFİK SORUNU ÇÖZÜLÜR MÜ?
Büyük
şehirlerde, özellikle İstanbul’da yaşayanların en büyük sorunudur trafik. On
dakikalık yolu bir buçuk saatte gitmek, toplu taşıma araçlarında balık istifi
olmak, boşa yaktığınız yakıtla hem devleti zengin etmek, hem de çevre kirliliği
yaratmak hepimizin günlük hayatının vazgeçilmezleri oldu. Sorunu çözmek için
yapılacak çok şey var. Ama sihirli bir değnekle dokunarak bütün bu
olumsuzlukları bir anda düzeltmek mümkün değil. Tüm sistemi ihale, inşaat ve
hafriyat üzerine kurulu ekonomilerde dile getireceğiniz her sorun dönüp dolaşıp
“çözüm” adı altında yine bu üçlüyle buluşacaktır.4 Mart 2014 Salı
AÇLIK
Ah benim kardeşim, ah benim yurtdaşım, ah benim karnı açım!
Gün geldiğinde, çocuğun okula giderken ona harçlık verebilmek için cebindeki on kuruşları
birleştirirken, karını hastaneye götürebilmek için akrabalardan borç
dilenirken, işe giderken her gün 3.5 lira tasarruf edeceğim diye 8 durak
yürürken, doğalgazı ödeyemediğin için çoluk çocuğun üzerine battaniye örterken,
kirayı ödeyemediğin için baba evine sığınırken, boş bir banka oturup uzaklara bakarken,
nasıl düştük biz bu hale diye düşünürken, bu fotoğrafa iyi bak… Senin çocuğun, onun
ki daha çok yesin diye aç kaldı. Unutma…
11 Ocak 2014 Cumartesi
KURU HAYAT
Hiçlikle
aranda bir kaç yüz dolar var. Kuru, buruşuk ve renksiz geldin Dünya'ya, bir türlü uymadın desene, hep sırıttın. Bütün özgül ağırlığın tarladaki 5 tane iri lahana
kadar. Bir çiçek bahçesine gübre olmak ve 5 milyar yıl sonraki torunlarına
bir bardak petrol olarak dönmekten başka da bir boka yaramayacaksın. Tahta
bankın üzerinde gülümseyen 45 kilo karkas et. Manzaradaki gri leke. Senin
hikayen tutmadı, olmadı, beceremedik. Kusura bakma…
9 Kasım 2013 Cumartesi
ZIKKIMIN KÖKÜ
Yeter ki
rahat bırakın… Eğitmeyin, öğretmeyin bize.
Kurtarmayın bizi.
Yeter ki rahat
bırakın.
Isıtmayın bizi, beslemeyin, yolumuzu açmayın, odamızı aydınlatmayın.
Yeter ki rahat bırakın.
22 Ekim 2013 Salı
BİZ BİLİRİZ
Hem
geleneği, hem göreneği olan bir ülkeyiz vesselam. Atalarımız her şeyin en doğrusunu
bilir zaten. Onlar her şeyi doğru yaptıysa geçmişimiz niye savaşlarla,
göçlerle, sefaletle dolu veya bu kadar bin yıllık geçmişimiz var da niye hala
adam gibi bir yazınımız yok, niye mimaride Mimar Sinan’da çakılıp kaldık veya
niye toplum olarak kadına ve çocuğa sümük muamelesi yapıyoruz, niye üretip, biriktirmek
yerine sadece tüketiyoruz ve bitince de komşunun malına göz dikiyoruz diye sormayalım.
Niye? Çünkü bizim gelenek ve de
göreneklerimiz var. Muhafazakarız biz. Çok iyi muhafaza ederiz. Özellikle
geçmişten gelen, bizi, soyumuzu sopumuzu
ve çevremizi süründüren her hatamızı çok şahane muhafaza ederiz. Niye diye
düşünmeyiz, çünkü atalarımız da muhafaza etmiş; Onlar etmişse vardır bir
bildikleri.7 Ekim 2013 Pazartesi
GDO: BİZ ASLINDA AÇLARI DOYURUYORUZ

Genetiği Değiştirilmiş Organizma, yani GDO. Bir organizmanın genetiği niye değiştirilir? Cevap basit: Daha çok üretmek için. Peki ne için daha çok üretim? İşte burada işin tiyatro kısmı başlıyor. GDO’lu tohum, kimyasal vesaire üreten firmalar ve bu işe destek veren birçok Hükümetin ortak söylemi, Dünya nüfusunu artık konvansiyonel sistem tarım üretimiyle doyurmanın mümkün olmadığı ve GDO kullanarak üretimi defalarca katlamaktan başka çare kalmadığı. Acaba bu gerçekten doğru mu? Yani ürün arttıkça daha çok insan mı doyuyor yoksa aynı insanlar daha mı çok tüketiyor?
Amerika
Birleşik Devletleri’nde bu konuyla ilgili çok çarpıcı rakamlar var. ABD tarım
bakanlığı kayıtlarına göre, 1978 yılında ABD nüfusu 222 milyon 500
bin iken, ülkedeki mısır tüketimi 32 milyon ton. 2011 yılında ise nüfus 311
milyon 800 bin ve mısır tüketimi 205 milyon 600 bin ton. Yani 33 yılda nüfus
%40 artarken mısır tüketimi %642 artmış. Dünyanın diğer bölgelerinde de rakamlar
çok farklı değil. Yani, biz daha çok üretiyoruz çünkü daha çok insanı
doyuruyoruz kısmı külliyen yalan.
Türkiye’de
ise GDO kullanımı meselesi biraz karışık. Örneğin, 2012 Yılının Ekim ayında
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar ülkemizdeki
mısır üretiminin rekor seviyeye geldiğini ve bunun GDO’suz tohumlarla
başarıldığını söylüyor. Oysa Dünya’nın önde gelen GDO’lu tohum üreticisi
Monsanto Şirketi internet sitesinden, Şanlıurfa distribütörü Poler Tarım Ltd.
adlı şirketle birlikte mısır rekoltesi rekoru kırdıklarını duyuruyor. Birileri
fena halde yalan söylüyor ve bunu saklama konusunda belli ki fazla da telaşlanmıyor
çünkü, yakalanma korkusu yaşamıyor.
GDO meselesi ülkeyi yönetenler tarafından
gerçekten hafife alınıyor ve bunun sebebi de konuyu aslında halkın hafife
alıyor olması. Çoğu zaman kamuoyuna yapılan açıklamalar ve uygulamalar
birbirini tutmuyor. GDO’lu ürünler konusunda hükümet, üzerinde rahatsız
edici bir baskı hissetmiyor ve artan tarımsal üretim hem ekonomik, hem de
siyasi bir güç kaynağı olduğu için mevcut durumun sürmesi her zaman işine
geliyor.
İnsanların
şunu bilmesi yeterli: GDO'lu ürün kullanmamanın alternatifi aç kalmak değildir,
yeteri kadar tüketmektir. Az tüket, öz tüket, Dünya kartellerini zengin etme...
30 Haziran 2013 Pazar
AMERİKA BİZİM BABAMIZDIR
Yandaki fotoğraf Amerika ile “stratejik”
ortaklığa başladığımız günlerde çekilmiş. Yıl 1947, savaş gemileriyle İstanbul’u ziyaret
eden Yankee delikanlılar rahatlayıp ortaklığın temellerini atsınlar diye tüm
ülke seferber olmuş. Pofuduk terlikli ve
mini etekli "stratejik"ablamız ortaklık iyi kurulsun diye zührevi hastalıklardan
arındırılmış ve evi badana boya yapılmış devletimiz tarafından.
Fotoğrafa bakan ne görüyor bilemem ama ben Türk – Amerikan diplomasisinin en saf halini görüyorum.
Özellikle Demirel zamanında, halk arasında çok yaygın bir söz varmış ki durumu tam olarak özetliyor: "Amerika bizim babamızdır. Niye? Çünkü anamızı si..yor"
14 Mayıs 2013 Salı
FÜHRER BİZİ ÇOK SEVMİŞTİ
19 Mart 1945 tarihinde Hitler, sağ kolu Albert Speer’e düşmana Anavatan’da ele
geçirecek hiçbir şey bırakılmamasını ve bütün altyapının imha edilmesi emrini
verdi. Speer, bunu yaparlarsa bütün Alman halkını ölüme mahkum edeceklerini
hatırlatınca ona şöyle dedi:
-Onlar beni
seçip destekleyerek bu sona ortak oldular. Ama sonunda onlar da generallerim gibi bana ihanet ettiler. Alman halkı bunu sonuna kadar hak etti.
Speer emri
uygulamadı ve Hitler emri verdikten 42 gün sonra, Ruslar sığınağına girmek üzereyken intihar
etti.
“Başbagan rahatsız moderinlere ne biçim ayar
veriyor keh keh keh “ diye gülenlere tarihten küçük bir hatırlatma yapayım
dedim. İktidardaki tiranın gücünü kendilerinin sanan ve olan biten hakkında
durup 1 dakika bile düşünmeyenlerin mızrak dönüp kendilerine saplandığında
düşünecek bol bol vakitleri oluyor. Keşke Türkiye’deki güce tapanlar 1945
yılında çekilen bu resimdeki Alman kadına ve arkadaki manzaraya bir
dakikalarını ayırıp baksalar. Hatta uzun uzun baksalar…
Etiketler:
1945,
albert speer,
almanya,
führer,
hitler
8 Mayıs 2013 Çarşamba
BIRAKINIZ ÇALIŞSINLAR, BIRAKINIZ TÜKETSİNLER
Yeryüzünde
yaklaşık 200 bin yıldır insan diye bir haşere var. Ne zaman ki insan iki
ayağının üzerine dikilip üç beş kişi bir araya gelmeye başladı, o zaman
Dünya’nın dengesi bir daha geri gelmemek üzere bozuldu. İnsan tek başına
yaşayamayacak kadar aciz ve boktan bir yaratık aslında. Tek avantajı,
kullanabildiği iki adet el ve alet yapmaya yarayan akıl. Var olduğu günden bu yana
doyumsuzluk duygusuyla yedikçe daha çok istemiş, üredikçe daha çok tüketmiş.
24 Nisan 2013 Çarşamba
BİR GÜN HERKES MEDENİYETİMİZİN TADINA BAKACAKTIR!
Dünya’da, “gelişmişlik”
diye bir standart var ve bu standarda göre Batılı, Hristiyan ve bol parası olan
ülkeler, birkaç istisna hariç, diğer “şark” ülkelerden daha gelişmiştir. Güya orada
insanlar daha mutlu ve bilinçlidir; Dünya’da olan bitenin farkındadır ve
oralarda daha uygar insanlar yaşar. Bu standart tüm Dünya’da kabul görür çünkü,
insanları bu “insani” ülkelerin vitrinleriyle kerizlemek daha kolaydır. Biz sizin
ülkenize özgürlük getiriyoruz veya siz doğal kaynaklarınızı iyi yönetemezsiniz,
dur biz size yardım edelim sevabına, yeter ki siz medeniyetin tadına
bakın… Daha doğrusu, bir gün herkes
medeniyetimizin tadına bakacaktır.
24 Mart 2013 Pazar
Zaman donduğunda
Söyleyin
bakalım çocuklar, güzel bir hayat yaşadınız mı? Torun torba sahibi oldunuz mu?
Değdi mi bari?
28 Şubat 2013 Perşembe
Nurlu Ufuklar
“Dini bütün
ülkemizde halkın %99’u Müslümandır.”
Aziz vatanımızda
11 yıldır tabu yıkıyoruz maşallah, demokrasi yolunda dev adımlar attık. Ülkemiz
79 yıl günah içinde yaşamıştı ama 2002’de iktidara gelen 1,5 porsiyon imanlı
ekibimiz ülkeyi gül bahçesi yaptı da kurtulduk. Artık ülkemizde ahlak var, Muslim Power is the most powerful power.
Aksini söyleyen iktidara karşıdır, hükümeti düşürmeye yönelik örgütlerle kol
koladır. Daha da uzatırsanız ağlarız..!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






